Enflasyonla mücadele...

Nisan ayının sonuna yaklaşmakta olduğumuz bugünlerde Dünya ekonomisine yön veren ekonomilerin patronlarının ağızlarından düşürmedikleri enflasyon ile mücadeleyi yakından incelemeyi uygun gördük. 21 Mart tarihinde FED Başkanı’nın dolar gösterge faizlerini %1,5’tan %1.75 oranına artırımı ile alakalı olarak yaptığı açıklamada eldeki piyasa verilerinin, enflasyonun artış trendine kuşkuya mahal vermeksizin girdiğini söylemişti.

Peki, büyüme ve kredi hacmini daraltma, enflasyonu belli bir aralıkta tutma amaçlı olarak yapılan faiz artırımlarını bir aşçının, tencerenin altındaki ocağın ateşini düşürerek içerideki sıvıyı kaynama noktasının altına düşürmeye çalışmasına benzetebilir miyiz. Bu kararlar hangi verilerin ışığında yapılıyor ve ne derece doğru. Bu noktaları sorgulamak istiyoruz. Amerikan ekonomisinin gidişatına bakalım isterseniz. FED, Amerikan iş dünyasının nabzını tutan "Bej Kitap" raporunun Nisan 2018 sayısını yayımladı. Bankanın 12 şubesinden gelen analizlerle hazırlanan rapora göre, ülke ekonomisi marttan nisan başına kadar sınırlı ile ılımlı hızda büyümeyi sürdürdü.

Buna karşın, ABD yönetiminin hayata geçirdiği ticaret bariyerlerinin iş dünyasında endişe yarattığına işaret edilen raporda, “Ekonomi, pozitif görünümünü sürdürdü ancak imalat, tarım ve ulaşım dahil olmak üzere çeşitli sektörlerde faaliyet gösteren iş yerleri son dönemde uygulanmaya başlayan ya da teklif edilen tarifelerden endişelendiklerini aktardı.” ifadesine yer verildi. Raporda, istihdamdaki geniş tabanlı artışın sürdüğü ve bazı iş kollarında kalifiye eleman bulma zorluğunun arz eksikliği nedeniyle arttığına dikkat çekildi. İş yerlerinin bu nedenle ücretleri artırmaktan otomasyona geçmek gibi çeşitli stratejilere başvurduğu anlatılan raporda, buna karşın ücretler üzerindeki baskının yükselmediği vurgulandı. Raporda, “Çoğu bölge sadece sınırlı ücret artışı görüldüğünü rapor etti.” değerlendirmesi yer aldı. Peki, bu ne anlama geliyor.

FED Başkanı Jerome Powell ve diğer merkez bankası başkanı meslektaşlarının kendi ülke ekonomilerinin aşırı ısınmasını kontrol altında tutmak amacıyla başvurdukları faiz artırımları ne kadar sağlıklı ya da sorumuzu şöyle soralım; FED ve diğer merkez bankaları aşırı ısınmanın getireceği enflasyona neden olan faktörleri, ölçümlenmesindeki incelikleri, piyasaların nabzını iyi tutarak nereye doğru yöneleceğini doğru bir şekilde analiz edip, buna göre stratejiler geliştiriyorlar mı? Bunu bir mücadele olarak nitelendiren merkez bankalarının kendi ülkelerine has enflasyon yapısını çok iyi analiz etmeleri gerekmekte. Genel olarak tanımlamak gerekirse Merkez Bankalarının enflasyon yada deflasyon nitelemesi, bir sepette yer alan ürün ve servislerin ortalama fiyatlarının artış ve inişlerine göre tüm halkın harcama yönü ifadesidir. Ve bu fiyatlar çok çeşitli nedenlerden etkilenme potansiyeline sahiptir.

Bu nedenlerden bazıları gelişen teknoloji, tüketici tercih değişimleri ve gümrük tarifeleridir. Ayrıca yaş ve gelir gruplarına göre enflasyonun hissedilme oranı bile toplumda farklı oranlara tekabül edebilmektedir. Chicago Üniversitesi ve Merkez Bankası Chicago Şubesinden Greg Kaplan ve Sam Schulhofer- Wofl’un yapmış oldukları araştırmaya göre ortalamanın altında gelire sahip veya sosyal yardımlar ile geçinen toplum kesimlerinin toplumun diğer kesimlerine göre enflasyondan daha fazla etkilenen kesimleri olduğu tespit edilmiştir. Öte yandan günümüzde enflasyondan etkilenmeyi arttıran ya da azaltan faktörlerden biri de satış kanallarıdır.

Internet ve diğer sosyal ağlar aracılığı ile yapılan satışlardaki fiyatlar, yapılan araştırmalarda tüketici fiyat endeksine alınan fiyatlardan %1,3 oranında daha aşağıda seyretmektedir ki bunun anlamı ise teknolojiyi iyi kullanan kesimlerin, kullanmayanlara nispeten enflasyonun olumsuz etkilerinin yansımalarını biraz daha azaltabilmesidir. Yukarıda örneklendiği gibi enflasyon, toplumun her kesimini ayni oranda etkileyen bir olgu değildir. Bir bölum toplum kesimini açıklanan sepet rakamlarının üstünde bir oran etkilerken, bazı toplum kesimlerini oranlarsak daha düşük bir oran ile etkiler. Fakat burada karsımıza çıkan önemli soru ise toplum kesimlerinin büyüklüğü ve geçerli olan gerçek oranlar nedir sorusudur. İşte enflasyon ölçüm teorilerinin temelinde yatan sorun, bir toplumun çeşitli nedenlere dayanan doğal işsizlik oranı nedir sorusunu yanıtlamak kadar zor olan bir olgu gibi “ Araştırılamayanlardır”. Merkez Bankalarını enflasyon ile mücadelede en çok zorlayan noktalardan birisi olan ulaşılamayan bilgi ya da bazı verileri sabit olarak alarak yapılan çalışmaları yukarıda örnekleme ile anlatmaya çalıştık peki buna ilave olarak güç eksikliğinin de olduğunu söylersek şaşırır mısınız. Örneklemek gerekirse para arzını sabit tutan bir merkez bankası fiyatlar genel seviyesi üzerinde mutlak hâkimiyet sağlayabilir mi.

Yoksa enflasyon, bankaların kredi verme iştahı ile sirkülasyondaki paranın çoğalması ve dönüş hızının yükselmesi nedeniyle artış gösterebilir mi. Görüldüğü üzere enflasyon ile mücadele sadece merkez bankalarının, faizlerin arttırılması yolu ya da para pompalamayı sınırlaması yolu ile çözülebilecek bir olgu olmaktan çok uzaktır. Ayrıca 70‘li yıllardan başlayarak günümüze kadar enflasyon ile mücadele ediyoruz diyerek arttırılmaya başlanan faizlerin sebep olduğu kredi daralmasının neticesinde tıkanan ekonomi ve resesyonlara sebep olduğuna da tanık olunmuştur.

Neticede böyle bir yapıda merkez bankaları ne yapacaklar. Teşhisin doğru konulması için problemin varlığının itirafı öncelikle şarttır. Veriye bağımlı halde teoriler üzerinden çalışma eğiliminin ağır bastığı merkez bankası kadrolarının ofis dışındaki hayat ile eldeki teori sonuçlarını zaman konusunda daha esnek bir yapıda birleştirme ve karşılaştırması önerilebilir. Bu konudaki son sözü eski FED başkanı Janet Yellen söylesin: Biz, Merkez Bankası çalışanları elimizdeki veriler ile gerçeğin tekeline ipotek koyduğumuzu düşünebiliyoruz. Bu nokta hatanın başladığı yer oluyor.

 Doğru bir analiz için her zaman açık fikirli olmak zorundayız. Enflasyon konusunda ekonominin işleyişi içindeki faktörlerin kendine özgü konuların, standart ve tanımlanmış zaman süreçleri içinde açıklanması zor olabilir ya da hatalı sonuca ulaşılmasını sağlayabilir. Bu nedenle esnek yaklaşımlar sergilemekten korkmamalıyız. Peki, esnek yaklaşım sergilenmesi gerçekten istenen bir olgu mu? Bunu da başka bir yazımızda ele alacağız.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Emre Yalım - Mesaj Gönder


göndermek için kutuyu işaretleyin

Yorum yazarak Tanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz


Anket Günün MVP'si kim olur ?