ANFA REKLAM
istgate sağ
Whatsapp
0 532 710 12 91Whatsapp İhbar Hattı
  • 18.08.2017
 Prof.Dr. Eyyüp  Sanay

Prof.Dr. Eyyüp Sanay

15 TEMMUZ DARBE GİRİŞİMİ ÜZERİNE DÜŞÜNCELER

Türkiye, 15 Temmuz’da uzun süre zihinleri meşgul edecek, ama tarihinde unutulmayacak bir darbe girişimini Allah’ın lütfu,  aziz milletimizin ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’ın basiretli ve kararlı iradeleriyle savuşturdu. Bu olayın pek çok yönüyle araştırılması gerekir. Her şeyden önce millet ve onun temsilcileri, birlik olup millet düşmanlarının karşısında durabildikleri müddetçe, evvel Allah hiçbir gücün şeytanî plânlarını gerçekleştiremeyeceği açıkça görüldü.

Genellikle bu son darbe girişimine kadar bütün darbeler veya darbe teşebbüsleri genellikle, bu son teşebbüs hariç, din karşıtı güçler tarafından yapılmıştır. Yalnız öncekiler ve bu son darbe girişimi veya darbelerin temelinde dış güçlerin Türkiye’ye karşı besledikleri kin, intikam ve de haçlı zihniyeti yatmaktadır. Elbette bu bizler için bir bahane olamaz. Millet olarak bunun farkında ve şuurunda olmak gerekir. Çünkü yaşadığımız coğrafya böyle bir kıskançlığa ve düşmanca hisler beslenmeye açık bir yerdir. Buna bir de İslâm ve Osmanlı süreci eklendiğinde yaşanılan toprağın veya bölgenin ne denli önemli bir yer olduğu çok açıktır.

 İşin ayrı ve acı yanı, kendi içimizden çıkarak dış güçlere çanak tutan hain işbirlikçilerdir. Hele bir de bunlar, inandığını iddia eden şuursuzlar kalabalığı olursa, iş sanıldığından daha vahimdir. Çünkü bu şuursuzlar sürüsü, kendilerini hizmet ehli sanarak ve insanlara kendilerini öyle takdim ederek hem kendilerini hem de diğer insanları kandırarak zulmün ve ihanetin en ağır örnekliğini ortaya koydular. Tarihimizde bu tür olaylar ve hainlikler bazen kişisel olduğu gibi, bazen de sürüsel olabiliyor. Bu her iki özellikte olan ve dış güçlerle işbirliği yapan hainlik örnekleri azımsanamayacak kadar çoktur; ne yazık ki bunlar daha çok eğitimliler arasından çıkmaktadır. Hatta bu özelliği tüm İslâm ülkelerinde görmek mümkündür. Müslüman olmayan ülkelerde bu tür hainlikler oldukça azdır veya yoktur. İslâm ülkelerinde, zaman zaman siyaset adamlarının ve diğerlerinin, dış güçlerle işbirliği yaptıkları bile görülmektedir.

Bu son olayda hem iç, hem dış, hem de siyasî birlikçileri bir arada görebiliyoruz. Türkiye’de meydana gelen bu darbe girişimi toplum mühendislerinin, gizli örgütlerin, istihbaratçıların, terörist grupların, dış devletlerin ve bürokratlarının, iç ve dış siyasî egemen odaklarının ve hatta gizli dünya devletinin veya devletlerinin işbirliği ile çok ustaca kotarılmış bir görünüm arz etmektedir. Bu olayın baş aktörü ABD ve maşası FETÖ’dur. Niçin baş aktör ABD ve FETÖ?

Çünkü ABD, her şeyden önce zamanın egemen bir dünya gücü olarak kendini yer kürenin düzenleyicisi ve bir vasisi olarak görüyor. Öncelikli olarak da, İslâm ülkeleri bir hizaya getirilmeli ve bir düzene sokulmalıdır, diye düşünüyorlar. Müslümanlar, özellikle de Türkler, vaktiyle olduğu gibi, ya egemen güç hâline gelirler de dünyada evrensel değerleri gerçek manada uygulamaya koyarlarsa, vahşi ekonomilerinin ve sadece kendi düzenlerine su taşıyan çağdaşlaştırdıkları kölelik sistemleri ellerinde giderse. İşte asıl mesele burası. Ne yapıp yapıp çağdaş kölelik sistemi sürdürülmelidir. Bunun için de her türlü düşünce, bu sisteme su taşıyan aptallar, hainler haline getirilmelidir. Bu Vatikan olabilir, diğer dinler olabilir, dinci veya din dışı terörist gruplar olabilir. Yeter ki bu sisteme çağdaş köleler olarak su taşısınlar.

FETÖ denilen ve dinî bir görüntü veren bu grup, bu düşünceye hizmet etmeye en elverişli bir grup olarak görüldü. ABD yıllarca bu gruba her türlü desteği esirgemeden verdi. Fakat gördü ki bu örgüt çok güçlü bir duruma geldi. ABD veya Vatikan bile dünyanın her yerinde yok. Ama FETÖ denilen örgüt her yerde. Bu ne demekti? FETÖ ABD’den de, Vatikan’dan da daha çok yayılmacı ve güçlü bir özellik taşıyordu. ABD önce destekler ve güçlendirir sonra da onu ya yok eder veya itibarsızlaştırır. İslâm ülkelerinde desteklediği veya örgütlediği aşırı gruplara veya terör gruplarına şöyle bir bakıldığında ABD’nin bu tutumu ve özelliği açıkça görülür. Öyle ise FETÖ’nun önü alınmalıydı.  İlerde, dünyayı hep kendi görüş ve istekleri doğrultusunda ellerinde bulundurmak isteyen ve dünyanın gizli dizayncı devlet veya devletlerinden, günden güne, daha güçlü hale gelen bu grubun önünün kesilmesi gerekli hale gelmişti. Ama bu işlem, çok dikkatli ve plânlı yapılmalıydı. Artık, FETÖ denilen bu örgütün budanması gerekiyor diyerek 15 Temmuz darbe girişimi devreye sokuldu.  Artık hem FETÖ’nun önü kesilecekti hem de budama işinde kendileri olmayacaktı. Hem Türkiye iç politikası da böylece harekete geçirilecekti ve gereksiz bahanelerle insanlar sokaklara dökülecek adalet yürüyüşü bahanesi altında muhalefet lideri yürütülebilecekti. Nitekim oldu da. Devletin sırlarını yayan bir kişiye verilen ceza bahane edilerek muhalefet yollara inmedi mi! Bu şeytanca plânın arkasında yatan bu gerçekler dikkate alınmalıdır. Zira bütün Avrupa ülkelerinin Türkiye karşıtı bir politika izlemeleri başka nasıl açıklanabilir? ABD ve Kuzey Kore arasındaki gövde gösterileri ve karşılıklı sertleşmelerin arka plânları da çok dikkatle bulunmalı veya ortaya konulmalıdır: Sanki bu, plânın diğer bir versiyonuymuş gibi görülebilir.  Çünkü yıllar önce (72 yıl önce) Japonya’ya atılan atom bombasının seneyi devriyesi günlerine rastlayan böyle bir olay düşündürücüdür. Sanki bunun da gerisinde ustaca ve hince bir plân yattığına işaret verir gibi.

 

 


MAKALEYE YORUM YAZIN
Habere Ait Yorum Bulunmamaktadır....

Dikkat! Suç teşkil edecek, yasadışı, tehditkar, rahatsız edici, hakaret ve küfür içeren, aşağılayıcı, küçük düşürücü, kaba, pornografik, ahlaka aykırı, kişilik haklarına zarar verici ya da benzeri niteliklerde içeriklerden doğan her türlü mali, hukuki, cezai, idari sorumluluk içeriği gönderen Üye/Üyeler’e aittir.