Şehirlerin üslubu

MAKALEYİ DİNLE

Her şehrin kendine ait bir üslubu vardır. Ankara farklıdır, İstanbul farklıdır, Paris farklıdır, New York farklıdır. Her biri kendi tarihleri içinde ayrı bir görünüm kazanmıştır. Bu sebeple şehirlerin insanlar üzerinde bıraktıkları imajlar da farklı farklıdır.Bütün şehirler yaşadıkları tarih süreci içerisinde bir özellik kazanır. Meselâ Ankara zihinlerde Atatürk’ü, Seymenleri, Ankara kalesini, Hacı Bayramı, Heykeli çağrıştırır. İstanbul ise Bizans’ı, Fatih Sultan Mehmet’i, Eyüp Sultan’ı, Ayasofya’yı, Sultan Ahmet meydanını, Süleymaniye’yi, Galata kulesini, Boğaz köprüsünü çağrıştırır. Viyana, Berlin, Amsterdam, Kahire denince de oraların önemli cadde ve binaları akla gelir. Kudüs Hz. Musa’yı, Hz. İsa’yı ve Hz. Muhammed’i hatırlatır. Çünkü orası Yahudiliğin, Hıristiyanlığın ve İslâm’ın kutsal mekânıdır. Kısacası her şehir, zihinlerde kendi özelliği ile canlanır.Şehirler devletlerden çok daha fazla ömürlüdürler. Bergama topraklarında kurulmuş devletler yok olup gitmişlerdir. Fakat o, Bergama harabeleriyle hala yaşamaktadır. İnsanlar görmek için,  dünyanın her tarafından Bergama’ya gelmektedir. İstanbul surlarının, Ankara kalesinin, ilk ustaları ve bu şehirlerin kurucu devletleri çoktan unutulmuştur. Ama surlar da, kale de hala yaşamaktadır. Dolayısıyla onların bağrında yattığı şehirler de hala hayatiyetlerini sürdürmektedirler.Günümüz şehir plâncıları ve mimarları da, önceki ustalarının veya üstatlarının eserleri gibi kalıcı eserler verme gayreti ve tasası içinde olurlarsa, eserleri ve kollarına teslim ettikleri şehirler uzun ömürlü olurlar ve yaşamlarını sürdürürler. Umarız öyledir. Mesleklerine aşk ve şevkle sarılanlar uzun ömürlü eserler verirler ve o eserler şehre damgasını vurarak şehirlerin üsluplarını, kimliklerini oluşturur. Bunun tasasında olmayanlar günü kurtarırlar sadece.  Sanki Ankara’nın başka bir yerinde boş arazi yokmuş gibi, vaktiyle bugünkü Hacettepe Üniversitesinin bulunduğu yerdeki parklar ve çevresindeki tarihî doku yok edilmiş, insanın geçmişle bağı koparılmış ve oraya ait hatıraları yok edilmiştir. Bu bir cinayettir ve bu cinayet ülkemizin pek çok yerinde işlenmiştir. Son zamanlarda, Ankara’da sokak adları atılarak sokaklar numaralandırılıyor. Bu başka şehirlerde de var mı, bilmiyorum. Oysa böyle bir şey her şeyden önce insan hafızasına terstir. Çünkü insan, aklında isimleri rakamlardan daha kolay tutar. Öte yandan bu isimlerin bir geçmişi ve insanların hafızalarında bir yeri vardır. Türkiye’de isimlerin kökü mü kesildi! Şehitlerimiz var, gazilerimiz, ünlü sanatkârlarımız, yazarlarımız, iş adamlarımız, esnafımız, siyaset adamlarımız var. Bunlar dururken, duyulunca veya okununca insanda hiçbir heyecan uyandırmayan ve anlam taşımayan rakamları kullanmak niye!? Tarih şuuru geçmişi yaşatmaktır. Bu da ancak tarihten günümüze intikal eden her türlü değere sahip çıkmakla olur ve oluşur. Daha önce de, bugün de yapılan bu tür icraatlar birer katliamdır. Geçmişe saygısızlıktır. Aynı zamanda o isimlere ve eserlere saygısızlık olduğu gibi o isimleri koyan ve o eserleri yapan kişilere de hakarettir.Şehirlerin ortalarında yükselen gökdelenlerle unutulmasın ki göğe ulaşılamaz. Sadece iş adamlarına para kazandırılır. Şehirler çirkinleştirilir ve çevrede bir görüntü kirliliği oluşturulur. İstanbul’a gelen yerli veya yabancı gezginler, İstanbul’un gökdelenlerini mi seyrediyor? Yoksa Ayasofya’yı, Sultan Ahmet’i, Eyüp Sultan’ı, İstanbul’un tarihi yapılarının bulunduğu semtleri mi görmek istiyor! Ankara’ya, Diyarbakır’a, Urfa’ya, İzmir’e veya her hangi başka bir şehre giden yerli veya yabancı gezginler gittiği yerlere damgasını vuran bina ve eserler ile onların bulunduğu yerleri görmek isterler. Yapılar ne kadar devasa olursa olsun tarihî ve estetik değeri olmayan her türlü yapı veya çevre onların ilgisinin dışındadır.  Sözgelimi Selçuklu ve Osmanlılardan kalan Ankara Hacettepe evleri, Kastamonu Safranbolu, Ankara Beypazarı veya ülkemizin diğer yerlerindeki evler ve yerleşim alanları genç kuşak şehir mimarlarına ve Belediye Başkanlarına bir çıkış yolu gösterebilir. Eskinin zarafet ve güzelliğini günümüz çağdaş malzeme anlayışıyla buluşturarak daha çok insan merkezli çevreyle barışık ergonomik evler, binalar, parklar inşa edebilirler ve şehir plancıları şehirleri ona göre plânlayabilirler.  İnsan, tarih boyu kendini ve çevresini aşmaya çalışmıştır. Bunun için çevresinde insanı aşan ve belki büyüleyen sıhrî eserler yapmıştır. Hatta bu düşünce ve anlayış, onu çevresini daha güzel ve düzenli hale getirmeye sevk etmiştir. Düşünen varlık, konuşan varlık, akıllı varlık gibi vasıflarla nitelendirilen insan, diğer bütün canlılardan bu özelliği ile ayrılır.Değerler oluşturması onu “ahseni takvim” yapmıştır. İnsandan başka hiçbir canlı varlık, yaşadığı mekânı ve çevresini düzenleme, güzelleştirme ve bayındır yapma çabası içinde olmamıştır. “Aslan yatağından belli olur” sözü ismiyle müsemma olan hayvan için değil, İNSAN için söylenmiştir.

# DİĞER MAKALELERİ

Yazar Eyyüp Sanay - Mesaj Gönder


kutuyu işaretleyip tamama basın

Yorum yazarak Tanış Gazetesi Topluluk Kuralları’nı kabul etmiş bulunuyor ve yorumunuzla ilgili doğrudan veya dolaylı tüm sorumluluğu tek başınıza üstleniyorsunuz. Yazılan yorumlardan Tanış Gazetesi hiçbir şekilde sorumlu tutulamaz

Anket Günün MVP'si kim olur ?

YÜKLENİYOR